DARILMAK YOK DAYANMAK VAR
Evet sevgili dostlar yeni konumuz darilma yerine dayanma.
kaynak yine ayni kitap. basliyor ve yorumlarinizi bekliyorum
" Ortalik henüz alaca karanlikicinde iken, etrafa hakkin mesajlarini duyuran sen oldun. Kadirnäsinaslar bilmeseler dahi, bunun böyle olduguna yer-gök sahiddir. Sakin usül bilmezlerin haline bakip da sitemkar olma! Etdigin hizmeti halk takdir etmese de Hak biliyorya
* * *
Sen seciyenin geregini yaptin ve simdi etrafin adeta lälezär... Cevrende boy atip gelisen bu kadar gül varken üc-bes dikenden sikayet niye.? Ve hele bu ugursuzluk, yetistirmedeki bir kusur ve eksiklige reaksiyon ise...
* * *
Halka dilbeste olmus bir gönül icin, ähiret yolundaki hizmetlerin mükäfätini dünyada istemek görgüsüzce bir davranis degil mi? Hem, dünya ve icindekiler fäni; ähiret akillara durgunluk veren o güzellik ve ihtisamiyle bäki degil mi..? Öyleyse gel! Hak yolundaki cehdinin karsiligini istemeden vazgec! Öteler ve ötelerin ötesi sana yetmez mi..?
* * *
Halkin sana karsi olan teveccühünü - hakli dahi olsa - bir büyüklük emäresi sayip hüsn-ü zannin verdigi makamlara bel baglamamalisin. Ve hele baskalarini kendinde kücük görme gibi bir görgüsüzlüge katiyyen düsmemelisin! Zira Hak katindaki kiymet ve deger ruh safveti ve gönül yüceligine göredir. Cismaniyete deger vererek, etin kemigin altinda kalip ezilmek ne aci bir talihsizlikdir..!
* * *
Büyüklere karsi hürmet hissi bir esas olsa bile, ona talib olmamak gerekdir. Baskalarinin sana karsi olan hürmeti istenmeden ve beklenmeden kendi kendine geldigi takdirde zararsiz olmasina karsilik, arzu edilip arkasina düsüldügünde, vaslina erilmez bir mahbub olur ve insani sefaletler, izdiraplar icinde birakir.
* * *
Halkin büyük görüp ve göstemelerine bel baglayip güvenmemelisin! Evvela böyle bir teveccüh, gökler ötesi "hüsn-ü kabul"ün bir aksi olmasi itibariyle makbul sayilmalidir. Yoksa, arzu edilecek bir sey degildir. Bir an keyiflendirse bile, cok zamanlar aglatir ve inletir. Böyle gelip gecici iltifatlarla aldanip gönlünü karartmamalisin!......
Sevgili dostlar bu günlükte bu kadar. Devami tabiki gelecek. Umarim yeni konumuzuda begenir biraz katkidada sizler bulunursunuuz. Acil yorumlarinizi bekliyor, Sizleri Yüce Mevla ya emanet ediyor, selamin en güzeliyle Rab imin selamiyla selamliyorum.
Simdilik HOSCAKALIN
Ali ERTEKIN
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
1 yorum yazilmistir
2008-06-05 18:00:18 - DARILMAK YOK DAYANMAK VAR
Yazan: EMIR KARTAL1-KUSMEK VE DARILMAK
a) KUSME:
Meşru bir sebeple ve terbiye maksadiyle olmaksızın bir müslümanın din kardeşine üç günden fazla küsmesi, selâmı sabahı kesmesi caiz değildir.
«Bir müslümanın kardeşi ile üç günden fazla dargın durması helâl olmaz. Üç günü doldurunca hemen ona gidip selâm vermelidir; o da selâmına karşılık verirse ikisi ecirde (sevapta) ortak olurlar, karşılık vermezse o günaha batmış, selâm veren dargınlıktan çıkmış olur.» (Ebû-Dâvûd, K. el-Edeb, 47; Buhâri, K. el-Edeb, 57; Müslâm, K. el-Birr, 23.)
Akraba arasında dargınlığın mesuliyeti daha büyüktür:
«Hısımlık bağı arşa asılmıştır; şöyle der durur: Benimle ilişki kuranla Allah da ilgilensin, benimle ilişkisini kesenden Allah da alâkasını kessin!» (Müslim. K. el-Birr. 17; Ahmed, Müsned, 2/164.)
İlginin karşılıklı olduğunu, karşı taraf ilgiyi kestiği için ona alâka göstermemek hakkı doğduğunu söylemek mümkün değildir; çünkü şöyle buyurulmuştur:
«İlgi gösteren karşılık veren değil, sen ona ilgi göstermediğin halde akrabalık bağına riâyet edendir.» (Buhâri. K. el-Edeb. 15.)
Eğer küsme ve dargınlık, karşı tarafın meşru olmayan bir fiil ve davranışından ileri geliyor ve onu yola getirmeyi hedef alıyorsa bu meşrudur. Nitekim Peygamberimiz ve ashabı, Tebûk seferine —mazeretleri bulunmadığı halde— katılmayan üç kişiye böyle yapmışlar, affedildikleri âyetle bildirinceye kadar elli gün onlara selâm vermemiş, yanlarında oturmamış ve konuşmamışlardır.
Peygamberimiz böyle bir sebeple bazı hanımlarıyla kırk gün dargın kalmıştır.
b) Arabuluculuk:
Ferdler, kendi aralarındaki anlaşmazlık ve dargınlığı gidermek için bizzat gayret ve fedâkârlık etmeleri gerektiği gibi, her birinin din kardeşlerinden oluşan toplumun da görevi onları anlaştırmak ve barıştırmaktır. «Kardeşlerinizin arasını düzeltin» emri-ilâhisi bunu bildirmektedir. Aynı konuda Rasûl-i Ekrem (s.a)'in de teşvikleri vardır:
«Size namaz, oruç ve sadakadan daha üstün bir şey göstereyim mi?» «Evet Ey Allah'ın Rasûlü» dediler. Devam buyurdu: «Arabulmak, barıştırmaktır; çünkü aranın bozulması kökünden kazır; saçı kazır demiyorum, dini kazır.» (Tirmizi, K. el-Kıyâmeh, 56; Ebû-Dâvûd, K. el-Edeb, 50.)
İki grubun arasını bulmak için mâli angarya yüklenen kimsenin devlet hazinesine başvurma hakkına daha önce (kazanç bahsinde) temas edilmişti.
2 — Alay etmek, ayıplamak, ad takmak:
Kardeşlik bağlarını gevşeten veya koparan sebepler içinde bu üç davranışın önemli ve yaygın bir yeri vardır. Ne maksatla olursa olsun bir kimseyle alay etmek, ayıbını yüzüne vurmak ve hoşlanmadığı bir ad takmak caiz değildir.
«Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın; belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinize dil uzatmayın, birbirinizi kötü lâkaplarla çağırmayın; inandıktan sonra yoldan çıkmış olmak ne kötü bir addır. Tevbe etmeyenler, işte onlar zalimlerdir» (el-Hucurât: 49/11)
3 — Kötü sanmak:
Bir müslümana göre bütün din kardeşleri iyi insanlardır; bir kimsenin iyiliği değil, kötülüğü isbata muhtaçtır; aksi sabit olmadıkça karşısındaki hakkında iyi zan ve kanaat sahibi olmak esastır:
«Ey imân edenler! Çok sanıda bulunmaktan sakının, zira sanının (zannın) bir kısmı suçtur. Birbirinizin kusurunu araştırmayın; kimse kimseyi çekiştirmesin; hangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Bundan tiksinirsiniz; Allah'tan sakının, şüphesiz Allah tevbeleri daima kabul edendir. Acıyan'dır.» (el-Hucurât: 49/12)
Rasûl-i Ekrem Efendimiz de «Sanmaktan sakının; çünkü sanı (zan) sözün en yalanıdır» buyuruyor. (Buhâri. K. el-Edeb. 57, 58.)
4 — Kusur araştırmak:
Güvensizliğin içteki etkisi «kötü sanmak», dıştaki etkisi ise, kötü zannı isbatlamak için, kişinin peşine düşüp onu göz hapsinde tutmak, kusurunu araştırmaktır (tecessüs). Yukarıda mealini verdiğimiz âyet bunu da yasaklamıştır. Eğer bir kimse kusurunu, günâhını gizliyorsa onu açığa vurmak, rezil etmek caiz değildir.
Sahabeden Ukbe b. Âmir ile kâtibi Ebu'l-Heysem arasındaki şu konuşmada ibret alınacak noktalar vardır. Sözü Ebu'l-Heysem açıyor:
— Bizim şarap içen bazı komşularımız var; onları yakalamaları için polis çağıracağım.
— Yapma! Onlara öğüt ver, korkut.
— Menettim, dinlemediler; onları yakalamaları için polis çağıracağım!
— Yazık sana, yapma diyorum. Çünkü ben, Rasûlullah'ın şöyle dediğini işittim: «Kim bir ayıbı örterse sanki kabrine diri gömülmüş bir yavruyu kurtarmış olur!» (Ebû-Dâvûd, K. el-Edeb, 38; Buhâri, K. el-Menâkıb. 24.)
İnsanların gizli kusurlarını açıklamak, âleme duyurmak fayda yerine zarar getirip onlardaki utanma duygusunu yok eder, sosyal kontrolün etkisini azaltır ve islâhı güçleştirir.
Aynı sebeple Peygamberimiz müslümanlara, izinsiz olarak evlerinin içine bakan kimsenin gözünü çıkarabileceklerini söylemiş (Buhârî. K. ed-Diyât, 15; Muslim ,K. el-Edeb. 43. 44; Ebû-Dâvûd, K. el-Edeb, 127.) Kuran-ı Kerim, izin almadan bir kimsenin evine girmeyi menetmiştir. (en-Nûr: 24/27-28)
5 — Arkadan çekiştirmek (Gıybet):
Mealini verdiğimiz âyet arkadan çekiştirmeyi yasaklamakla kalmıyor, gıybetin çirkinliğini, iğrençliğini gözler önüne sererek onu, «ölmüş kardeşin etini yemeye» benzetiyordu. Hz. Peygamber (s.a.) de bu nevi teşbihler yapmıştır. İbn Mes'ûd anlatıyor:
Peygamber (s.a.) 'in meclisinde ,idik, birisi kalkıp gitmiş, bir başkası da arkasından onu çekiştirmişti, Peygamberimiz «Dişini ayıkla!» buyurdu. Adamın «Neden ayıklıyayım? Et yemedim ki!» demesi üzerine de «sen kardeşinin etini yedin» buyurdu. (Tabarâni.)
Hz. Âişe Efendisine, eşi Safiyye'nin kısa boylu olduğundan bahsedince şöyle buyurdu: «öyle bir söz söyledin ki denize katsan onu kirletir!» (Tirmizi, K. el-Kıyameh, 51; Ebû, Davûd, K. el-Edeb, 35.)
Efendimiz ashabına sordu:
— Gaybet nedir biliyor musunuz?
— Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.
— Din kardeşini, hoşuna gitmeyen bir şey ile anmandır (arkasından hoşlanmayacağı bir sözü söylemendir).
— Söylediğim şey kardeşimde var ise buna ne dersiniz?
— Söylediğin gerçekten onda varsa gıybet etmiş olursun, söylediğin onda yoksa iftira etmiş olursun.» (Müslim, K. el-Birr, 70; Ebû-Dâvûd, K. el-Edeb, 35; Tirmizi, el-Birr, 23.)
Hadise göre bir kimsenin arkasından, duyduğu takdirde hoşlanmayacağı —dini veya dünya işlerine, bedenine, ahlâkına, soyuna ait— bir eksiklik veya kusurunu söylemek gıybettir ve haramdır. Eğer söylenen şey o kimsede yoksa iftira edilmiş olur ki, bu daha büyük bir günahtır ve haramdır.
Arkadan çekiştiren haram işlediği gibi bunu dinleyen ve önlemeyen kimse de ona katılmış olmaktadır. Bu sorumluluktan kurtulmak için ya önlemek veya —buna gücü yetmiyorsa— dinlememek gerekir.
«Gıyabında din kardeşinin namus ve şerefini koruyan kimseyi Allah cehennemden âzâd edecektir.» (Ahmed, Müsned, 6/461.)
Bir kimseyi ister yüzüne karşı, ister arkasından kınamak, ayıplamak, kusurlarını söylemek aradaki kardeşlik rabıtasını gevşetir, gönülleri karartır, fayda yerine zarar getirir. Bunun için de haram kılınmıştır. Ancak bazı durumlar, istisnai haller, doğru olmak ve iyi niyete dayanmak şartıyle bunu daha faydalı ve zaruri kılar; bu takdirde gıybete ruhsat verilmiştir:
a) Şikâyet:
Haksızlığa uğrayan kimse sırf kendisini tatmin, gazabını teskin için değil, hakkını almak veya suçluyu cezalandırmak için onun yaptıklarını söyleyerek şikâyet edebilir.
b) İslâh teşebbüsü: Bir kimsenin, meşru olmayan bir fi'lini gören kimse bizzat onu düzeltmeye çalışır; eğer bir başkasının bu konuda daha başarılı olacağını umuyorsa ona da söyleyebilir.
c) Fetva sormak: Bir hâdisenin dini hükmünü öğrenmek şahıslan zikretmeyi gerektiriyorsa gerektiği kadarı söylenebilir.
d) Müslümanları korumak: Bir müslüman birisiyle evlenmek, ortak olmak, iş akdi yapmak... diler ve onun hakkında tanıyanlardan bilgi almak isterse —sırf soranı muhtemel zarardan korumak için— sorulanın kusurlu yönleri söylenebilir. Keza bir âlim veya mürşidin (böyle zannedilen birisinin) etrafında toplananlar saptırılmak, i'tikadları bozulmak gibi bir tehlikeye maruz iseler ikâz edilebilirler. İmam Gazzâli'nin deyişiyle bu ikazı yapanların kendilerini kontrol etmeleri gerekir; kendisini aleyhte konuşmaya, ikaz etmeye sevkeden duygu müslümanlara şefkat midir, yoksa hakkında konuştuğu kişiyi kıskanması, gözden düşürmek istemesi midir? (İhya, C. II. s. 146.) İkinci ihtimal vârid ise söylenen gıybete girer.
Ayrıca isnad edilen vasıf bir zan ve kanâate değil, kesin delillere dayanacaktır; meselâ ehl-i sünnet iman ve anlayışının çerçevesi içinde meydana gelmiş görüş ayrılıklarında taraflardan biri diğeri hakkında «sapık, kâfir, fasık» gibi vasıfları kullanamaz. Bu ağır vasıflar, ancak üzerinde ittifak edilen dini esaslara aykırı inanç ve davranışlar için kullanılabilir.
e) Anlatmak için: Bir kimsenin kel, topal, gibi bir lâkabı olup bu söylenmeden onu tanıtmak mümkün değilse «Topal Kemâl, Uzun Hasan» gibi bir ifade kullanılabilir.
f) Fıskını, günahını gizlemeyen, açıkça yapan bir kimseyi o günah ile anmak da caiz görülmüştür. (Aynı eser, s. 148-150)
g) Şahısların değil de topluluk ve grupların kusurlarını söylemek de gıybet sayılmamıştır. (el-Mavsıli, el-İhtiyâr, Cüz: IV, s. 180.)
6 — Söz taşımak:
Kırıcı, üzücü, dargınlığa sebep veren sözleri birinden diğerine taşımak (nemime) haramdır.
«Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği dâima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyin!» (el-Kalem: 68/10-14) mealindeki âyet kovuculuğu da kötü huylar arasında sayarak menetmiştir.
«Kovucu cennete giremez» (Buhâri, K. el-Edeb. 50; Müslim. K. el-İman, 169-170.) hadisi de bunun ne büyük bir günah olduğunu göstermektedir.
Birisi Ömer b. Abdulaziz'e gelerek, bir başkasının aleyhinde (onun hoşuna gitmeyecek) söz söylemişti. Halife şöyle dedi: istersen senin durumunu muameleye koyalım; bu takdirde söylediğin yalan ise «size bir fasık bir haber getirince onu araştırın...» âyetindeki fasıklardan olursun; söylediğin doğru ise «diliyle iğneleyen, kovuculuk eden» âyetinde anılanlardan biri olursun... Muameleye koymayalım dersen seni affederiz...
Adam: «Beni affet müminlerin emiri! Bir daha asla yapmayacağım!» dedi ve ayrıldı.
Evet arkadaslar,her konuya bir az deginmek istedim,affiniza siginiyorum.Hakkinizi helal edin.ALLAHA emanet olun.saygilarimla.
Bağlantı - -