Ayin konusu

DARILMA YOK DAYANMA VAR - 2

       Hizmetin büyüyüp genislemesi ölcüsünde, hasimlainla olduu gibi cevrenle de imtihan olacagini hic düsündünmü? Düsün! Ve Hakkin elinde birerimtahan unsuru olarak kullanilan dostlarina karsi mürüvetli ol!

      Sakin; milletine karsi verdigin hizmetleri, elinin altinda bulunanlara etdigin iylikleri onlarin yüzlerine carparak  cevreni kendinde bizär etme! Unutma ki, yaptigin seyler birer vazife, sen de bir mükellef ve mews'ulsün!


      Okudugun kitaplar, düsünüp tahlil ettigin mevzular ve soluk soluga Hak yolundaki mücahedelerin nisbetinde, mahviyet icide ve "kahr u lütfu bir bilme"
  cizgisinde degilsen, her hamlende benligin kizil pencesiyle kistirildigini düsün ve ürper!

        Zinhär! Bana etdigin hizmetlerin büyüklügünden,  boy boy fedäkärliklarindan bahisler acma!  Ortaya koydugun eserlerini miri mali gibi, arkadaslarinin gayretine terettüb etmis iälhi bir lütuf olarak görebiliyormusun, hizmetde ön saflarda ücretde gerilerin gerisinde bulunabiliyormusun, rica ederim onu bana naklet!! Naklet ki, seker-serbet olan dilin gönlümü äbäd kalsin.


       Ilmim, izzetim, onurum deyip nefis türküleriyle düsmanlarini memnun, dostlarini da  dilgir etme! Varsa meziyetin, birak öbür älem icin sünbül versin, basak baglasin! Ve senin hayatinin destanlari meleklerin ebedi nagmeleri olarak kalip gitsin.  


      Sevgili dostlar, bu konumuzunda sonuna gelmis bulunmaktayiz. Yeni bir klonuda en kisa samanda tekrar bulusmayi Rabbim nasib eylesin insallah. Ayrica  Regaib Kandilinizin  ve önümüzdeki mubarek üc aylarinizin sizlere ve tüm düyaya, tüm alemlere hayirlara vesile olmasi dileklerimi sunar sizleri Yüce Allah'a emanet ederim.

Sevgi ve saygilarimla 

Ali ERTEKIN 
       

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
3 yorum yazilmistir

2009-01-02 10:51:24 - Gençlik & Dine hizmet & Güzel ahlak

Yazan: şuayip polat


Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve edebi bir gençlik kazanmasına vesile olacak.

Dünyada gençliğe muhabbet, yani ibadette gençlik kuvvetini sarf etmenin neticesi: dar-ı saadette edebi bir gençliktir
Dine hizmet ederken müspet hareket etmek ve menfi hareketlerden kaçınmaktır.

Bizim vazifemiz müspet hareket etmektir, menfi hareket değildir. Rıza-i İlahiye karışmamaktır. Bizler aşayişi muhafazası netice veren müspet iman hizmeti içinde her yıl bir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. Kardeşlerim! Hastalığım pek şiddetli, belki yakında öleceğim veyahut bütün bütün konuşmaktan, bazen men olunduğum gibi men edileceğim. Onun için benim nur ahiret kardeşlerim, ehven-ü şer deyip bazı biçare yanlışçıların hatalarına hüçum etmesinler. Daima müspet hareket etsinler. Menfice hareket vazifemiz değil. Çünkü dahilde hareket menfice olamaz
İşte tahmin ederim ki, nasihlerin nasihatları şu zamanda tesirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlaksız insanlara derler: "Hased etme! Hırs gösterme! Adavet etme! İnad etme! Dünyayı sevme!" Yani, fıtratını değiştir gibi zahiren onlarca malayutak bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: "Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz." Hem nasihat tesir eder, hem daire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur."

İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inadlı taleb ve hakeza şedid hissiyatlar, umûr-u uhreviyeyi kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı, şiddetli bir surette fani umûr-u dünyeviyeye tevcih etmek, fani ve kırılacak şişelere, baki elmas fiatlarını vermek demektir.

Hem gizli düşmanlarım, hem nefsim; şeytanın telkiniyle zaif bir damarımı arıyorlar ki, beni onunla yakalayıp Nurlara tam ihlas ile hizmetime zarar gelsin. En zaif damar ve dehşetli mani', hastalık damarıdır. Hastalığa ehemmiyet verdikçe, hiss-i nefs-i cisim galebe eder; zarurettir, mecburiyet var der, ruh ve kalbi susturur; doktoru müstebid bir hakim gibi yapar ve tavsiyelerine ve gösterdiği ilaçlara itaate mecbur ediyor. Bu ise fedakarane, ihlasla hizmete zarar verir. Hem gizli düşmanlarım da bu zaif damarımdan istifadeye çalışmışlar ve çalışıyorlar. Nasılki korku ve tama' ve şan ü şeref cihetinde çalışıyorlar. Çünki insanın en zaif damarı olan korku cihetinde bir halt edemediler, i'damlarına beş para vermediğimizi anladılar.

BEDİÜZZAMAN’IN SÖZLERİNİ ANLAMAK İÇİN RİSALELER YETERLİDİR
(BEDİÜZZAMAN SAİD-İ NURSİ KÜLLİYATINDAN ALINTILAR)



Bağlantı - -

2008-12-14 21:47:15 - irtica

Yazan: mmt
İrticanın bol olduğu devirlere gidelim biraz. Gerici yobazlar neler yapmış âlemlere bir nûr olarak gönderilen insanların en şereflisi olan peygambere, görelim; “…Bir defa Harem-i Şerifte namaz kılarken "Ukbe b. Ebî Muayt" saldırıp boğmak istemiş, Hz. Ebû Bekir kurtarmıştı. Başka bir zaman, Kâbe'nin yanında namaz kılarken, Ukbe b. Ebî Muayt Ebû Cehil'in teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç organlarını, secdeye vardığında üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, başını secdeden kaldırabilmişti.”

Namaza kâfirlerin, müşriklerin ve de münafıkların tahammülü yoktur. Çünkü hakkıyla kılınan bir namaz insanın gönül gözünü açar, hakikati fark ettirir ve kulu sahte ilahların boyunduruğundan kurtarıp yegâne Tanrı’ya yani ALLAH’a bağlar. Şöyle der kâfirler hazret-i Şuayb’e; “... Ey Şuayb! Namazın mı emrediyor sana, atalarımızın tapar olduğunu terk etmemizi yahut mallarımızda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi? Hud–87”

Evet, namaz hakka ve hakikate giden yolun kapısı hükmündedir. Bu yüzdendir irtica zamanlarında biricik insan peygamberlere yapılan zulümler; bu yüzdendir namazın her dönemde engellenmek istenmesi, ayıblanması, hor ve hakir görülmesi.

İstanbul’un orta yerinde bir lisede namaz kılınmışsa ve gerici yobazlar geçmişteki hemfikirleri gibi tepki vermişse sebebleri aynıdır işte! Namazdan korkuyorlar, ahlaktan korkuyorlar, imandan korkuyorlar. Eğer namazlı, ahlaklı, imanlı bir nesil yetişirse menfaat çarkları işlemez olur. Dünyayı istedikleri gibi yönetemezler. Canları çekti diye masum insanların kanını dökemezler. Dünyanın bir ucunda hak iddia edip kendilerine sömürge edinemezler. Bu kadar mı etkisi olur demeyin bir namazın! Gönülden kılınan bir namaz miracsa eğer elbette bu kadar etkilidir.

Şayet lisedeki namaz hadisesine bir tepki verilecek idiyse bu şaşma (taaccüb) ve de takdir tarzında olmalıydı. Taaccüb çünkü fuhşun, uyuşturucunun ve de nefsin her türlü şerr zevklerinin doruğa çıktığı bir zaman ve mekânda gençliklerinin zirvesindeki insanlar tüm bunlara dur diyerek ahlaklı olmaya çalışıyorsa buna şaşmak gerekir. Aynı zamanda da yapılanı takdir etmek…

Sakıp Sabancı’nın şu anısını bu vesile ile tekrar anımsayalım; “Kızımı Londra yakınındaki Harvard kolejine götürdüm. O sırada bana dediler ki; “Kolejin yemekhanesi şurada, yatakhanesi burada, dershanesi burada, kütüphanesi burada vs. kolejin bütün kısımlarını ayrı ayrı gösterdiler. Sonra kiliseyi göstererek; "dini ibadet yeri de burasıdır" dediler. Sonra: "Şimdi senin kızın Müslüman, dini ibadet günlerinde Kur´an´ı getirsin istediği günlerde okusun. Odasında kalıp Kur´an okumasını siz telkin ettiniz mi?" diye bana sordular.

ALLAH var, bizi görüyor. Doğrusu ben kızımla beraber Kur´an´ı kerim getirmemiştim, kızıma da telkinde bulunmamıştım. Çok utandım, sırtım terledi. O gavur dediğimiz adamın bana verdiği dersten çok mahcub oldum. Adeta yüzüme şamar patlatmıştı. Türkiye´ye geldiğimde hemen açıklamalı Kur´an gönderdim. Kızıma anlattık... Bunu ben bizzat yaşamıştım.”

Sabancı ailesinin başından geçenler ve gavur dediklerimizin olaya yaklaşımı/tepkisi bu. Peki, Ramazanlık sözde imandaşımız(!) medyanın yaklaşımı/tepkisi ne oldu? Sanki yeraltında dünyayı kana bulamak isteyen bir örgüt bulunmuş gibi manşetlerden verdiler hadiseyi. Yazıklar olsun, eyvahlar olsun! Çanakkale’yi kim neden geçirtmedi! Kim neden “Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın/Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın” diye yazma gereği duydu. Yurda uğratılmayacak alçaklar kimlerdi ve hayâsız akın neydi?

Bana kimse “ama orası kamusal alan” masalını okumasın. ALLAH kamusal alanların da Rabbi değil mi? Yoksa biz de müşrikler gibi cami tanrısı, kamusal alan tanrısı, köşk tanrısı filan mı edindik? Kendimizce dünyayı parçalara ayırıp her birine bir tanrı mı atadık! Halbuki “Eğer göklerde ve yerde ALLAH'tan başka ilahlar olsaydı, elbette ikisi(nin idare ve düzeni) de bozulurdu. Enbiya–22). Bize peygamberler vasıtasıyla emredilen şudur; “Şüpheniz olmasın ki, benden başka hiçbir İlah yoktur, o halde bana kulluk edin!”

O halde kimsenin şu’sal alan, bu’sal alan deyip işi kıvırmaya hakkı yok! Eğer inanmışsak, gerçekten iman etmişsek evimizdeki en gizli köşenin de, en büyük meydanların da, Beyaz Saray’ın da Rabbi tek olan ALLAH’tır...
Bağlantı - -

2008-09-14 15:35:10 - Bu Sene Son Ramazanınız Olsa Nasıl Geçirirdiniz?

Yazan: İsmail BULUT
(Ali Bey'in Blogunun bu ayki konusunun Ramazan olabileceğini düşünmüştüm. Göremeyince de Ramazan ile ilgili birkaç satır karaladım.)
11 Ayın Sultanı Ramazan ayı, maddi manevi her yönden bereketli ve biz müslümanlar açısından eşsiz fırsatları sunan bir ay... Peygamberimiz buyuruyor: "Kim Ramazanın faziletine inanarak ve sevabını yalnız Yüce Allah'tan umarak oruç tutan her Müslümanın geçmiş günahları bağışlanır."
Biz Ramazan ayında başta oruç ibadeti olmak üzere yaptıımız tüm ibadetler için kat kat sevap almaktayız. "Şeytanların bağlanması" fırsatıyla da günahlardan da arınmaktayız.
Zaten niyeti halis olan biri için Ramazan ayı haricinde de Yüce Allah açık çek vermiştir:"Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O halde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler." (Bakara-186)Yani Kul Hakkı dışındaki tüm günahlar samimi bir tövbe ile "hiç işlenmemiş" sayılıyor.
Tüm bu hatırlatmalardan sonra konu başlığımıza gelirsek, Bu Sene Son Ramazanınız Olsa Nasıl Geçirirdik? Ramazan ayı boyunca bu soruyu kendimize sorar ve gereği gibi ibadetimizi yerine getirirsek o zaman Yüce Allah'a karşı görevimizi en iyi bir şekilde geçirmiş oluruz. Bir başka deyişle ibadetlerimizi "Biz onu görmesek de O bizi görmekte olduğundan Yüce Allah'ı görüyormuş gibi yapmak..."
Rabbimiz bizi doğuştan kusurlu, günah işleme potansiyeli ile birlikte yaratmıştır. Önemli olan işlediğimiz günahın farkında olarak Allah'tan bağışlanma dilenmemiz ve o günahı tekrarlamamaktır. Bu durumda her şeyi kuşatan merhameti ile Yüce Mevla bizi affedecektir.
Ramazan ayında yaptığınız tüm ibadetlerin kabul olması dileklerimle HAYIRLI RAMAZANLAR...
Dr. İsmail BULUT
Bağlantı - -
« Önceki - Sonraki »